Bağlantı başarılı bir şekilde kopyalandı.

BİR KENTİN DÜĞÜMLERİ

Yeraltı Esansı’nda yönetmen Peng Fei Song, “Çin Rüyası”na kapılmış üç hayatı, dev Pekin şehrinde iç içe geçirir. Çaresiz bırakan toplumsal hâller yer yer fiziksel ve duygusal bir boğulma hissi telkin eder.

“Bir kentin hatları, heyhat, tez değişir insan kalbinden.” Charles Baudelaire

Yazan: Fatma Çolakoğlu, SALT Araştırma ve Programlar Yardımcı Direktörü

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre Çin günümüzde iç göçün en yoğun yaşandığı yer. Nüfusun yarısı şehirlerde oturuyor. Dünyanın en kalabalık şehirlerinden Pekin hızlı bir kentleşme sürecinden geçmekte. Dünyanın en büyük sarayı olan Yasak Şehir’e ev sahipliği yapan Pekin, ilk defa 2008 Olimpiyatları’yla uluslararası alanda ilgi odağı olunca altyapı faaliyetleri şaha kalktı. Yerin üstündekilerle zıtlık içinde bulunan Pekin’in Yeraltı Şehri ise Soğuk Savaş döneminden kalma, 70’lerde inşa edilmiş bir sığınak ve koruganlar şebekesinden oluşuyor. Yerin altındaki bölmelerden ibaret bu eski sığınak, günümüzde büyük şehirde tutunmaya çalışanlara ucuz mesken sağlıyor. Bodrum katı ile sığınak mekânlarından oluşan bu bölmeler o kadar yaygın ki internet ve sokaklar bunların ilanlarıyla dolup taşıyor. “Pekin’in ve civarının nüfusu aşağı yukarı 23 milyon, dolayısıyla yerin altında hatırı sayılır bir nüfus yaşıyor olmasına rağmen bu durum görmezden geliniyor. Bununla birlikte Yeraltı Şehri ile ilgili idari eylemler ve akademik çalışmalar, Pekin’in 5-6 milyon kişiyi barındıran kentsel köyleri gibi diğer dar gelirli gayriresmî iskân olgularına oranla daha zayıf kalıyor.”

Underground Fragrance [Yeraltı Esansı] filminin ödüllü senaryo yazarı ve yönetmeni Peng Fei Song, bu yeraltı sığınaklarından haberdar olduğu anı şöyle betimliyor: “Sarsıcı ve kahredici… Çin’in her köşesinden gelmiş farklı lehçeler konuşan insanlar, kapılarına kendi memleketlerinin ürünlerini astıkları hücre benzeri odalarda yaşıyor.” Yeraltı Esansı’nda Peng Fei Song, “Çin Rüyası”na kapılmış üç hayatı, dev Pekin şehrinde iç içe geçirir. Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Şi Cinping’in 2013’ten bu yana güzellemesini yaptığı Çin Rüyası, Çin’deki bir dizi kişisel ve milli ideale atıf yapar: ülkenin ekonomik kalkınması, ulusun yenilenmesi, halkın mutluluğu. Film, politik ve sosyal olgular arasındaki derin uçurumu temsil eden görsel bir girizgâh yapar: en yüksek gökdelen, en büyük alışveriş merkezi, en uzun köprüler, en hızlı trenler; yıkıntı ve molozlar arasındaki metruk evlere karşı şehrin “enleri”.

Güneyli gurbetçi Yong Le, şehrin yıkıntılarında bulduğu eski eşyaları toplayıp satar. Fakat bir iş kazası yüzünden geçici körlük yaşar. Yeraltı Şehri’nin alt bölümlerinden birinde oturmaktadır ve loş bodrum koridorlarında el yordamıyla yolunu bulmak için ip kullanmak zorundadır. Derken ipinin öbür ucunda bir kızla tanışır. Yine bir göçmen işçi olan Şiao Yun, geceleri çalıştığı işinden ayrılmasına vesile olacak farklı bir iş aramaktadır. Aynı kompleksin zemin katında oturan yaşlı Lao Cin ile eşi ise evlerini yıkmak isteyen şirketten tazminat alabilmek için yıllardır çabalamaktadır. Yönetmen Song her ana karakterin hikâyesini kendine has bir ritim ve tempoda anlatır. Seyrek diyaloglar ve uzun süreli geniş çekimler, arka planda devamlı bize tepeden bakan şehrin kalabalık mega yapılarıyla ince bir çatışma hâlindedir. Bu çatışma, aynı zamanda bireyin topluma karşı yaşadığı yabancılaştıran ayrışmayı da ortaya çıkarır. Film boyunca bir tema şeklinde işlenen tam da bu ayrımdır. Yeraltı Esansı şehirdeki toplumsal ve ırksal adaletsizlikle geçim sıkıntısını şiirsel bir zarafetle ele alır. Song kendine has eşsiz bir görsel dil kullanarak karakterlerin olduğu kadar şehrin duygu durumunu da yansıtan çok güzel geometrik şekiller oluşturur. Şehir hayatına verilen kişisel tepkiler filmde ağır basar: Kapalı yer korkusu, umutsuzluk ve hüsran gibi hisler, toplumsal ve kültürel çatışmaların ördüğü duygu ağında mahrem kadar fani olanı da yaratır. Yalnız Yeraltı Şehri’nin kapalı ve dar mekânları değildir kapalı yer korkusu uyandıran; çaresiz bırakan toplumsal hâller de bize yer yer fiziksel ve duygusal bir boğulma hissi telkin eder. Yong Le’nin kullandığı ipin görevi ona rehberlik etmektir. Fakat Şiao Yun’la tanıştıklarında ipe sembolik bir bağlanma anlamı da yüklenir. Bu iki karakterin ender ortak sahneleri kıymetli ve incelikli sahnelerdir. Yan yana dişlerini fırçalarlar, fakat öyle bir hararetle fırçalarlar ki bu küçük aksiyon dev bir teatral anlam kazanır. Hayatın adaletsizliğinin suçu âdeta dişlere yüklenir. Sevgi işaretleri en küçük ve beklenmedik jestlerde aranır. Şehrin fiziksel ve duygusal boyutları kimlikler inşa ederek değer ve inançların içini doldurarak toplumsal ilişkileri yönlendirir. Aşırı kalabalık kapitalist şehir düğüm düğümdür, sürüp giden inşa ve imar faaliyetleri asla son bulmaz. Şehrin molozunun insan bedeniyle yan yana konması darmadağınık anlarını çağrıştırırken yeraltındaki duvarlar şehir tarihinin ağır yükünü omuzlar. Bazı duygulanımlar hava şartlarına, bazıları da manzaraya bağlanabilir. Bununla beraber bu kurgu içindeki beklenti hissiyatı ekonomi ve alışverişin tarihine sıkı sıkıya yerleşmiştir.

Yeraltı Esansı, gizliyi ve görünmezi görünür kılarak anlamlı bir beklenti doğurur. Peng Fei Song büyük ölçüde aciz olduğumuzu vurgulasa da içler acısı yaşam şartlarına rağmen bir umut, zayıf bir ihtimal, belli belirsiz bir kurtuluşa erme hayali inşa eder.

*Bu yazı, Kent dergisinin Ocak-Mart 2021 tarihli dördüncü sayısında yayımlanmıştır.

*Derginin tamamını okumak için tıklayınız.