Bağlantı başarılı bir şekilde kopyalandı.

MASAMDAKİLER: İLHAN TEKELİ ÖNERİYOR

BİR KENT PLANCISININ ÇALIŞMA MASASININ ÜZERİNDE BULUNAN KİTAPLAR

Kent dergisini çıkaran dostlar benden, okuyucularla bizim alanımızda beni etkileyen üç kitabı bölüşmemi sağlayacak bir yazı yazmamı istediler. Önce onların istekleri doğrultusunda kendi yaşamım boyunca okuduğum kitaplardan böyle bir seçme yapmaya çalıştım. Sonra böyle bir seçme yapmaktan vazgeçtim. Bu vazgeçişimin değişik nedenleri var. Böyle bir seçme beni okuyuculara eski kitapları önerme durumunda bırakacak ve onlar beni ciddiye alır ve sınırlı olan okuma saatlerini benim önerdiğim kitapları okumaya ayırırlarsa zamanlarını verimli bir şekilde kullanmamış olacaklardı. Onlar ilgilendikleri alanın tarihi konusunda bilgi edineceklerdi ama bu onları bizim alanımızın günümüzdeki düşünce macerasının bir parçası olma arayışından uzaklaştıracaktı. Bu nedenle farklı bir seçki yapmaya karar verdim. Bugünlerde benim kent yönetimi ve kent planlaması konusundaki düşüncelerimi etkileyen ve halen benim masamın üzerinde duran bazı kitapları size bildirmeye ve bugünlerde o kitapları neden önemsediğimi anlatmaya karar verdim.

Dünyanın geldiği bu noktada ve belli bir yaşı aşınca benim kitapları okuma biçimim de çok değişti. Günümüzde dünyada çok sayıda kitap çıkıyor. Türkçeye çevrilen ve Türkçe yazılan kitapların sayısı da çok arttı. Artık belli bir konuyla ilgileniyorsanız çok sayıda kitabı parça parça okuyorsunuz, gerektiğinde yeni alanlara açılıyorsunuz. Hiçbir kitabı okuyup kütüphanedeki yerine kaldırmıyorsunuz.  Masanın üstünde uzun süre kalıyorlar. Dünya düşünce macerasının bir parçası olmaya çalışmak böyle bir kitap okuma biçimi ortaya çıkarıyor. Bu düşünce macerasında yol alırken karşınıza çıkan taleplere göre konuşmalar yapıyor, yazılar yazıyorsunuz. Bu aşamadan sonra düşünceniz yeni bir alana açılmaya başlıyor. Masanın üzerinde yeni kitaplar kümelenmeye başlıyor. Masadaki eski kitaplar kütüphaneye kalkıyor. İşte ben şu sırada masamın üstünde bulunan beş kitabın ne olduğunu sizinle bölüşeceğim.

Size önereceğim ilk kitap Richard Sennett’in “Building and Dwelling: Ethics for the City” (Bina ve Konut: Kent için Ahlak) başlıklı çalışması. 2018 yılında yayınlandı. Sennett’in kitaplarının önemli bir bölümü Türkçeye çevrildi. Bu kitabı henüz Türkçeye çevrilmemiş bulunuyor. Richard Sennett’in bu kitabında insanlığın kentleri inşa/planlama tarihinin çok kapsamlı bir muhasebesini veriyor. Richard Sennett dünyada yaşayan düşünürler arasında seçkin bir yere sahip. Ama onun şehir planlama kökenli olması onu diğerlerinden ayırıyor. Benim onu ayrı bir yere koymama neden oluyor. Richard Sennett’in bu kitabını benim bakımımdan asıl önemli kılan anlattığı şehir planlama öyküsü değil. Kentlere ve kent planlamaya açık sistem olarak yaklaşması. Kitabın devrimci niteliği bu özelliğinden geliyor.

1960’lı yıllarda kent planlama, kentlerin kapalı sistemler olduğu, bilimsel bilginin, nesnel temsil üzerinden evrensel geçerlilik iddiası taşıyarak üretildiği kabul edilerek kapsamlı bir rasyonellik arayışı içinde, elitist bir şekilde yapılıyordu. 1980’ler sonrasında Habermas’ın geliştirdiği iletişimsel rasyonellik anlayışının paralelinde, elitist rasyonalist planlamanın yerini katılımcı/işbirliği üzerine kurulu planlama yer aldı. Bilimsel bilgiye yeni bir tür olarak özneller arası oydaşmaya dayalı yapılanmacı yeni bir tür katılmış oldu. 2007’den sonra Nigel Thrift’in katkısıyla bilimsel bilgi alanına temsili olmayan kuramlar girmeye başladı. Bu gelişme gerisinde Deleuze’ün hiçbir şeyin sabit olmayacağı, yaşamın sürekli oluşum halinde olduğunu kabul eden yaklaşımı bulunuyordu. Bu gelişmeler Sennett’i açık sistem noktasına getirmişti. Açık sistem içinde artık yönetimden çok yönetişim söz konusu olacaktı. Kapalı sistem kabulleriyle yapılan planlarının yarattığı demokrasi açığı doğmayacaktır. Artık geçmiş dönemdeki kent planlamaları gibi dıştan konulan hedeflere göre kentin nasıl biçimleneceğini kestirmeye/önermeye ve bu şemaları uygulayacak denetleme yolları bulmaya çalışan bir planlama söz konusu değildir. Açık sistem varsayımlarına geçildiğinde, kentlerin belli kurallara uyarak belli performans düzeylerini gerçekleştirerek yaşamını sürdürürken ortaya çıkan, demokrasi açığı içermeyen bir kent formuna razı olunacaktır.

Masamın üzerinde bu gelişmeyle yakından ilişkili iki başka kitap daha bulunuyor. Bu kitapların her ikisi de Ash Amin ve Nigel Thrift tarafından yazılmış. 2002’de yayınlanan kitap “Cities: Reimagining the Urban” (Kentler, Kent Olanı Yeniden Tahayyül Etmek), 2017’de yayınlananı “Seeing Like a City” (Şehir gibi Görmek) başlıklarını taşıyor. Her iki kitap da coğrafya alanında temsili olmayan kuramların gelişmesinin kent konusunda ne tür yeni bakış açılarıyla karşı karşıya bırakacağının bir başlangıcını oluşturuyor.  Onlar kenti birleştirme makinaları ve onların büyük ölçüde sosyoteknik sistemlerin karakter ve kompozisyonundan kaynaklanan yaratıcı bir gücü olarak görüyorlar. Bu sosyoteknik sistemler, girdiler, bilgiler ve istihbarat sağlayarak kentin insan ve insan olmayan unsurlarını birbirine bağlayan ve sonuçları yükselten akımları gerçekleştiriyor, bağlantıları kuruyorlar diye düşünüyorlar.

Masamın üzerinde bulunan dördüncü kitap Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis’in hazırladıkları Küçülme, “Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı”. Metis Yayınları 2019 yılında yayınlamış. 1960’lardan beri tüm dünyada kalkınma/büyüme, gerçekleştirilmesi gereken tartışılmaz bir hedef haline gelmişti. Siyasetçiler dünyasında bu sorgulanmaz bir kavramdı. Böyle bir çerçevede gelişen dünya deneyimi dünyayı gezegensel sınırları aşma noktasına getirmişti. 1992 Rio Konferansına atıf yapanların söz ettiği de sürdürülebilir bir kalkınma olmanın ötesine geçememektedir. Dünyada yaşanan kapitalist gelişme kalkınma/büyüme kavramının sorgulanmasına izin vermemektedir. Dünya çevreci hareketlerin amaçlarının gerçekleştirilmesi için dünyanın büyümeye değil, küçülmeye ve adil bir dağılıma ihtiyacı olduğunu bilmektedir. İşte önerdiğim kitap dünyanın yaşadığı bu ikiyüzlülük karşısında cesaretli bir adım atarak “sürdürülebilir bir küçülme stratejisi”ni ayrıntılı bir şekilde işlemektedir. Ben de daha önce yazdıklarımla bir araya getirerek kent için açık sistem önerisini sürdürülebilir küçülme stratejisi içinde yorumlamaya çalışalım diyorum.

Masamdaki kitapların beşincisi Talja Blokland’ın “Community as Urban Practice” (Kentsel Pratik Olarak Komünite). 2017 yılında yayınlanmış. Bugünlerde kent plancıların ve kent yöneticilerinin komünite kavramını yeniden ele alması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de bu kavram en alt ölçekteki mahallenin nostaljik, paternalistik ele alınışına hapsedilmiş bulunuyor. Kentleri küçük aidiyetlere hapsetmekte kullanılıyor. Kanımca Türkiye’de kent düzeyinde parçalanmamış düzeyde ikinci kademe bir komünite oluşturulmasına ve kentteki kamu alanlarının bu anlayışla yeniden düşünülmesine gerek var. Blokland’ın kitabı bu bakımdan çok yararlı bir okuma oluşturuyor.

*Bu yazı, Kent dergisinin Ekim-Aralık 2020 tarihli üçüncü sayısında yayımlanmıştır.

*Derginin tamamını okumak için tıklayınız.