turkiye-nin-goc-tarihi-sempozyumu-14-yuzyildan-21-yuzyila-turkiye-ye-gocler

Türkiye’nin Göç Tarihi Sempozyumu: 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye’ye Göçler

Marmara Belediyeler Birliği Göç Politikaları Atölyesi (MAGA), Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları iş birliğiyle The Marmara Oteli'nde "Türkiye'nin Göç Tarihi: 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye'ye Göçler Sempozyumu" düzenlendi.

Marmara Belediyeler Birliği Göç Politikaları Atölyesi (MAGA), Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları iş birliğiyle The Marmara Oteli'nde "Türkiye'nin Göç Tarihi: 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye'ye Göçler Sempozyumu" düzenlendi. Türkiye’nin önde gelen 17 göç uzmanının kaleme aldığı, sempozyumla aynı ismi taşıyan eserin yazarları ve diğer uzmanların konuşmacı olarak yer aldığı toplantının onur konuğu, bu toplantı için özel olarak ABD’den gelen ve kitabın önsözünün de yazarı olan Prof. Dr. Kemal H. Karpat oldu. Yaşamını ABD'de sürdüren 93 yaşındaki Wisconsin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Karpat, sempozyuma ana konuşmacı olarak katıldı. 

Tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat, şimdiye kadar yapılan göç çalışmalarının yeterli olmadığını, tam manasıyla göç çalışmalarına başlanmadığını belirterek, "Çünkü şimdiye kadar yaptığımız şeyler bir yerden kalkıp, yeni bir yere gelen insanları incelemek. Göçlerin etkisini doğru dürüst, sistematik olarak incelemedik ama bunun ötesinde çok daha boş kalan saha iskândır, yerleşmedir." dedi.

 

Tarih boyunca en büyük sosyal, ekonomik ve siyasal değişimi göçlerin sağladığını, göçlerin hem insanları hem muhiti hem doğayı değiştirebildiğini belirten Karpat, bir ülkeden diğer ülkeye göç eden insanların yalnız vücutlarını yeni bir yere taşımakla yetinmediğini, adetlerini, yaşayışlarını, değerlerini beraber götürdükleri gibi aynı zamanda tohum ve yiyecek gibi maddeleri de yanlarında götürerek muhitin değişmesine neden olduklarını söyledi.

 

Kuzey Amerika'nın ağaçlarının yüzde 40'ının Avrupa'dan gelen göçmenler tarafından getirildiğini anlatan Karpat, "Göçler insanı da değiştirir. Girdikleri cemiyeti değiştirdikleri gibi kendileri de değişir; çünkü yeni muhit göçmenin kendisini tanıtmak, hayatını emniyet altına almak ve bilhassa sosyal bakımdan yükselmek için mücadeleye sevk eder. Onu girişimci yapar. Onu yeni şeyler icat etmeye mecbur eder ve bu sayede geldikleri cemiyette daha olumlu verimli insan olabilirler. Aynı derecede temas ettikleri yeni komşularını da etkilerler. Bu her yerde görülen bir olaydır. Göçmen, yeni tabiriyle yükselmek ister çünkü geldiği muhitte çok aşağı görülür. Onun için özel çaba sarf ederek yükselir." diye konuştu. Güney Amerika'nın devlet başkanlarının, bakanlarının yüzde 40'ının Suriye ve Lübnan'dan gelen Osmanlı göçmenleri olduğunu aktaran Karpat, göçmenlerin halk arasından geldiği için daha gerçekçi hareket ettiğini, dolayısıyla toplumuna da faydalı olabildiklerini ifade etti.

 

"Asıl mühim olan göçün yan etkileri"
Göçlerin, yalnız bir yerden diğer bir yere giderek, orayı yurt etmek olarak düşünülmemesi gerektiğinin altını çizen Karpat, "Asıl mühim olan göçün etkileridir, yan etkileri. Bugün göçler sayesinde Türkiye'nin iç siyaseti değişmiştir. Çünkü büyük şehirlerin nüfusunun önemli bir kısmı göçmendir. Bu dışarıdan gelen göçmen değil, Anadolu'dan şehre göç edenlerdir. Göçü çok önemli siyasi, sosyal bir olay olarak ele almak lazım." dedi.

 

Türkiye'nin en güçlü tarafı toplumu olduğunu anlatan Karpat, "Bu sağlam bir toplumdur. Burada kültür önemlidir fakat kültürden çok daha fazla 600 sene Osmanlı döneminde aynı hukuk sistemi içinde, aynı siyasi idarenin altında yaşama vardır. Bunun doğurduğu bir benzeyiş, bir değer paylaşması vardır. Bu toplum bir bakıma çok zayıf, dağınık gözüküyor fakat içine girdiğiniz zaman müthiş güçlü bir toplumdur. İster Yahudi, ister Rum olsun, Türkiye'den çıkınca ve bir başka Türk ile buluşunca aralarında bir birlik, bir yakınlık var. Birbirimizi birbirimize bağlayan bağlar var." diye konuştu.

 

Prof. Dr. Karpat, köyden İstanbul'a göç konusunda yaptığı araştırmaların yer aldığı "The Gecekondu" adlı kitabının Batı'da büyük ilgi uyandırdığını ancak Türkiye'de kimsenin ilgilenmediğini ve ilk basımından 32 yıl sonra Türkçeye çevrildiğini söyledi.

 

Belediyeler sayesinde göç konusundaki çalışmaların devam ettiğini aktaran Karpat, "Acaba şimdiye kadar yapılan göç çalışmaları yeterli midir? Hayır. Aslında tam manasıyla göç çalışmalarına başlamış değiliz çünkü dikkat ederseniz şimdiye kadar yaptığımız şeyler bir yerden kalkıp, yeni bir yere gelen insanları incelemek. Göçlerin etkisini doğru dürüst, sistematik olarak incelemedik ama bunun ötesinde çok daha boş kalan saha iskândır, yerleşmedir. İskân incelemeleri hemen hemen yok gibidir. Bence göçü bütünleştiren olay yerleşmedir. Çünkü yerleşme sayesinde yeni köyler, kasabalar kuruluyor, küçük şehirler büyük şehir haline geliyor, araziler dağıtılıyor." ifadelerini kullandı.

 

"Göçle ilgili oldukça geri kaldık"
Başbakan Başdanışmanı Murtaza Yetiş de göçle birlikte dünyanın yeniden harcının karıldığı bir süreçte Türkiye'nin ortaya koyduğu açık kapı politikası, vizelerin kaldırılması süreçleri, teknoloji ve birtakım imkânlarla daha ciddi anlamda buluşma, ekonominin geçmiş yıllara oranla gelişmesi gibi birçok faktörün Türkiye'yi dünyaya açtığını ifade etti. Arap Baharı başta olmak üzere yakın coğrafyadaki hareketliliğin ve Ortadoğu'da yeniden oluşturulmak istenen uluslararası senaryoların coğrafyanın Türkiye'ye olan yönelimini arttırdığını dile getiren Yetiş, bu iki karşılıklı yönelimin Türkiye açısından yeni bir süreci oluşturduğunu belirtti.

Murtaza Yetiş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Göçle ilgili oldukça geri kaldık. Göçü yönetebilmek, göçe bakışımız, göçün sosyolojik sonuçlarını iyi değerlendirmek, göç üzerinden yeni birtakım imkanlar oluşturabilmek gibi çok önemli başlıkları son bir kaç yıldan beri Suriye meselesiyle birlikte, bir avuç akademisyenin çabasıyla yeniden tanımlamaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, ensar ve muhacir kavramsallaştırması çerçevesinde oraya uzun süre baktı. Bu bakış bir anlamda kitlelerin meseleyi ilk anda pozitif bakışını ve sahiplenmesini sağlayan bir yaklaşım. Ama bu derinlikli yaklaşımın, bir şekilde ölçülebilir, çerçeve içerisine oturtulabilir, yönetilebilir bir biçime dönüştürülmesi de gerekiyordu. Türkiye'deki göçle ilgili yeni sürecin daha yönetilebilir hale dönüşmesi konusunda siyasetle, akademinin daha yakın çalışması sürecini oluşturmaya çalıştık. Siyaset ve akademi birbirine sırtını dönerse, o ülkenin vay haline. Onun için her konuda ne olursa olsun bu iki ana gövdenin, o ülkenin geleceği adına birbirine tahammül etmesi gerekiyor sıkıntılı dönemlerde. Birlikte o ülkenin geleceğini inşa etmesi gerekiyor. Göç bu nedenle önemli bir başlık."

 

"Kısa vadeli çözümlerle yetinmemeliyiz"
Sempozyumun açılışında konuşan Büyükçekmece Belediye Başkanı ve Marmara Belediyeler Birliği Encümen Üyesi Dr. Hasan Akgün, Marmara Belediyeler Birliği’nin Şehir Politikaları Merkezi bünyesinde  kurduğu “Göç Politikaları Atölyesi (MAGA)” hakkında bilgi verdi: “Göç Politikaları Atölyesi, göç ile ilgili bilimsel çalışmalar yürütmek, bilgi ve tecrübe paylaşımına zemin hazırlamak, üye belediyeler arasında koordinasyonu sağlamak, aynı ilde bir araya gelmesi ve ortak çalışması gereken belediyeler ile valiliklerin işbirliği içerisinde projeler yürütmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.” Göç ve uyum meselesinin uzun vadeli ve disiplinlerarası bir çalışmayı gerektirdiğinin farkında olduklarını belirten Akgün, kısa vadeli çözümler ile yetinmeyerek, uzun vadede  ülke yararına çözüme evrilebilecek  politika ve yöntemlerin belirlenmesi son derece hayati olduğunu söyledi.

 

Sempozyumun Genel Koordinatörü ve Hacettepe Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç Dr. Murat Erdoğan ise Türkiye’de kayıt altına alınmış ve geçici koruma statüsü verilmiş 2.749.410 Suriyeli olduğunu belirtirken bunlardan en az 500 bin çocuğun, yani çocukların yüzde atmışının eğitim görmediğini vurguladı.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ayhan Kaya ise Çerkes Diasporası örneğini inceledi. Kaya, “Göçmen toplumu olduğu gerçeğinin siyasal, eğitimsel ve kültürel olarak kabulü gerekir. Bu nedenle ortaya çıkan çok-etnisitili ve çok-kültürlü toplumsal yapımızın milli eğitim müfredatında işlenmesi yoluyla farkındalık yaratılmalı” dedi.

 

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat ise göç kavramının insanla birlikte var olduğundan çünkü savaşsız bir dünyanın hiçbir zaman olmadığından bahsetti. Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu, Prof. Dr. Ahmet İçduygu, Naim A. Güleryüz, Doç. Dr. Başak Kale, Prof. Dr. Levent Kayapınar, Doç. Dr. Kemal Yakut, Sema Karaca ve Doç. Dr. Deniz Şenol Sert sempozyumun konuşmacıları arasında yer aldı.

 

Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri, başta Prof. Dr. Kemal H. Karpat olmak üzere, sempozyuma katkıda bulunan akademisyenlere ve katılımcılara teşekkürlerini iletti.