“ŞEHİR KONUŞMALARI: KENTLERİ DÖNÜŞTÜREN SALGINLAR”

24.04.2020

Salgınların ve afetlerin kent planlamasında ve yapıların oluşumundaki etkileri üzerine Mimar Seda Özen Bilgili ile 21 Nisan 2020, Salı günü saat 21:00’da gerçekleştirilen “Şehir Konuşmaları: Kentleri Dönüştüren Salgınlar” Zoom üzerinden yayınlandı.

Covid-19 ile mücadele kapsamında süren ev karantinaları, bugün konutlarda balkon, pencere, teras, bahçe gibi gün ışığı almayı ve hava akışını sağlayacak mekânsal yapıların insani gerekliliğini tekrar gündeme taşıdı. Bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için geleceğin kentlerinde, şehir planlama ve mimari tasarımda değişime gidilip gidilmeyeceği sorusunu cevaplamak amacıyla webinarda konuşan Seda Özen Bilgili, “Geçmişteki salgınlardan çok şey öğrenildi ve öğrenmeye de devam ediyoruz. Örneğin bir önceki pandemi atağında hastalığın kanalizasyondan yayıldığını düşünen Dr. Snow, bu düşüncesini ne hükümete ne de şebekeden sorumlu şirkete kabul ettirememiş. 1854’te ise Londra’nın Soho Broad Street bölgesinde yayılım hızlanmış ve kalabalık nüfuslu yerlerde ölüm oranı artış göstermiş. Yayılımın su şebekesinden kaynaklandığını düşünen Dr. Snow, tespitini kanıtlamak için yerleşim yerindeki vakaları tek tek toplamış, hastaların geçmişlerine ilişkin bilgileri araştırmış ve elde ettiği verileri haritalandırarak yayılımın kaynağını bulmuştur. İçme suları için kum süzgeçleri geliştirmiş ve Paris’ten getirtilen bu süzgeçler Üsküdar, Kadıköy ve Göksu bendine takılmıştır. Dünyanın herhangi bir yerinde olan bu salgın sonucu Osmanlı’da kendine bu süzgeçleri uyarlamıştır. Yani salgınlar dünyanın neresinde olursa olsun tüm dünyaya mutlaka bir şeyler öğretir.”

HER SALGIN YENİ BİR ŞEY ÖĞRETİR
Salgınlar mimari açıdan da değişim yaratır. Kimi zaman su bentleri, kimi zaman kasapların şehir dışına taşınması, çukurların kapatılması, kişisel hijyenin artması gibi her salgından sonra dünyanın yeni şeyler denemiş ve öğrenmiş olduğunu dile getiren Mimar Seda Özen Bilgili, “Örneğin: 1893 yılında İstanbul’da ortaya çıkan kolera salgını sonucunda, bu alanda yer alan ve geçici hastaneye dönüştürülen Takiyüddin Paşa Konağı hastaneye çevrilmiştir. Bu konaktan sonra kamulaştırılmalar başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında geçici hastanelerin, daimi hastanelere dönüştürülmesi kararı ile Takiyüddin Paşa Konağı’nda kurulan geçici hastane, belediye hastanesi olarak hizmet vermeye başlamış; hasta sayısının artmasıyla ortaya çıkan daha fazla alan ihtiyaç nedeniyle eklenen yeni binalarla hastane sınırları batı ve güney yönünde genişlemiştir. Ve bu salgın günümüz Cerrahpaşa’sını oluşturuyor. Şehrin bir parçası bu salgınla şekil alıyor.”

PANDEMİ SONRASI YAŞAM ALANLARI DEĞİŞİR Mİ?
 “Doğal yapı inşa teknikleri maalesef mimarlara öğretilmiyor. Salgın gündemimize oturduğundan beri balkonu konuşuyoruz ama balkondan öncesi de var bu topraklarda. Osmanlı mimarisinde hayat, sofa ve sonrasında balkon var. Ama artık kendimize balkon alanı bile bırakmadık. Bu açıdan mimarlık birçok bilimi öğrenmeyi gerektirir. Felsefe ve tarih bilmek ev tasarlarken geniş düşünmeyi sağlar. Balkonsuz evlerde yaşadığı için pandemi esnasında bunu fark edenler oldu. İstanbul kalabalık bir şehir ve mimari açıdan da dönüşüm geçirdik. Yangın için ne geçerli ise salgın için de o geçerlidir. Yangın anında yüksek bir yapıyı terk etmeniz çok kolay olmaz. Pandemi sonrası bunlar da gündeme gelecektir.”

YAŞAM ALANLARI COĞRAFYAYA GÖRE ŞEKİLLENMELİ
“Türkiye’nin birçok yerinden ev görselleri arşivine sahibim. Eski yapıların çoğunda ya bahçe ya avlu var. Bunlar Konya, Aydın, İstanbul bile olsa değişmiyor. Bunların kaybolmasına izin vermek çok büyük bir haksızlık. Yapılar sadece şekil değil malzeme olarak da göz önünde bulundurulmalı. Çin’den ya da başka bir ülkeden malzeme getirmek kolaylık değildir. Aslında malzeme coğrafyaya göre şekillenmelidir.”

KAMUSAL ALANLAR DEĞİŞİME UĞRAR MI?
Bilgili, “Yapılar ve komşuluk ilişkileri de şu sıra gündemde. Konut buhranları ile kötü komşuluk örneği sergileyen yapılar yaptık. Kolay olanı seçtik. Pandemi sonrası belki 500 kişilik konserlere gitmeyeceğiz. Mahalle arasında, daha küçük sosyal gruplar arasında sanat vb. ihtiyaçlarımızı karşılamaya başlayacağız. Belki bu her ortama yayılacak ve yerelde kendi içimizde tanışma, kaynaşma faaliyetlerimiz artacak. Birbirimizi yeniden keşfedeceğiz. Eskiden evler imece usulü yapılırdı. Bu kültür bizde zaten vardı ama azalmaya başladı. Tekrar gündeme gelebilir. Bazı kültürel değerler zaten korunsaydı, pandemi sırasında kime destek olmamız gerektiğini bilecektik. Salgından sonra kamusal alanın dönüşümü nasıl olacak. Bazı şeyler hızlı olacaktır ama bazı şeyler yavaş olabilir. İSKİ’de işleriniz artık dijital üzerinden daha hızlı olacaktır ama diğer işleyişler, meydan vb. alanlar nasıl değişim gösterir zamanla göreceğiz. Ama meydanları restorana boğmak ve bu toplanma alanlarının salgın vb. anlarda çökecek olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekir. Kamusal alanların tasarımı tek bir ilçe ya da ilin değil herkesin görevi. Sadece mimarlar ya da belediyelerin de görevi değildir. Bize özel alanları sosyolog, tarihçi vb. uzmanlar ile de şekillendirmek gerekir. Kamusal alanı nasıl dönüştüreceğimizi pandemi sonrasında hızlıca gündeme taşımak gerek. Bu dönüşümler tabii ki bir anda olmayacak. Akıllandıysak, aldığımız dersleri unutmadan dönüşümü gerçekleştiririz. Her şeyi hatırlayıp her konuda önlem almayı iddia etmek olmaz.” şeklinde konuştu.

“MEKANDA DUYGUYU KAYBETTİK”
“Tokat’ta yaptığınız bir mimariyi Üsküdar’ın rüzgarlarını, güneşini vb. bilmeden oraya yapmanız olmaz. Herkes kendi üst ölçeğinde çalışır. Tecrübeleri konuşabilir ve aktarabiliriz ama her bölge bunları kendi coğrafyasına uyarlar. Pandemi sonrası yapılar nasıl değişir göreceğiz ama mekânda duyguyu kaybettiğimiz aşikâr. Yaşadığımız kutulara hapsolduk. Her şey metrekare değildir. Bizi biz yapan şeyler var ve ulusuz. Ortak bir hafızamız var. Bunlara saygı duyarak ve göz önünde bulundurarak planlama yapmamız lazım. Merkezi hükümetin yerinde olsaydım geriye dönüşü kolaylaştırırdım. Üretimi başka yere kaydırıp, tarımı sürdürülebilir kılmamız gerek. Tarımı fizibil hale getirip nakliyeyi azaltmak ve şehirleri boşaltmak gerek. Sürdürülebilir olmayan tarımın nelere yol açabileceğini görmüş olduk. Yoksulluk artar mı bilemem ama eldekinin kıymetini bilip, dayanışma içerisine gireceğiz, girmeliyiz.”