I. ULUSLARARASI ÇOCUKLARIN ŞEHRİ KONGRESİ15.04.2015

Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen I. Uluslarası Çocukların Şehri Kongresi’nde yerel yöneticiler, akademisyenler ve çocuklar bir araya gelerek çocuk dostu şehirlerin nasıl tasarlanabileceğini tartıştı. İki gün süren kongrenin sonunda çocukların hayallerini süsleyen şehir modeli ortaya çıktı: Doğa ile iç içe, yeşili bol, hayvanların korunduğu sokaklar ve güvenli oyun alanları ile engelli sağlıklı ayrımının yapılmadı bir kent… Tabii ki tüm bunlar planlanırken çocukların bir tek isteği var; kendilerine danışılması… Marmara Belediyeler Birliği Şehir Politikaları Merkezi bünyesinde Şehir Planlama ve Tasarım Koordinatörlüğü tarafından bu yıl ilki düzenlenen Uluslarası Çocukların Şehri Kongresi, 11-12 Nisan tarihleri arasında Harbiye Askeri Müze’de yapıldı.

İlk gün panellerde çocuğun dünyasında sokak, oyun alanlarının kültürel değişimi, eğitim yapılarında öğrenci odaklı tasarım, dezavantajlı çocukların şehir algısı ve eğitim sorunları gibi konular masaya yatırıldı. İkinci gün ise belediye ve çocuk çalıştaylarında çocuk hakları, çocuğun yönetime katılımı, çocuklar için yaşanabilir mahallenin nasıl tasarlanabileceği ve yerel yönetimlerin çocuğun sanat ve kültürle ilişkisine katkısı gibi konular ele alındı.

Katılımcıların büyük küçük demeden içeriye sek sek oynayarak alındığı kongrenin açılışını MBB Şehir Plancısı ve aynı zamanda kongrenin koordinatörlüğünü üstlenen Ezgi Küçük yaptı. Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Cemil Arslan ise, yaptığı selamlama konuşmasında, etkinliğin, şehirlerin tasarlanmasına, çocuk dostu şehirlerin kurulmasında umut verici gelişmelere öncülük etmesini istediklerini söyledi. Bütün kültürlerde umudun ve geleceğin sembolünün çocuklar olduğunu vurgulayan Arslan, "Çocuklar, insanlar umutsuzluğa kapıldıklarında bir adım ötesini insanın zihnine nakşeden varlıkların adıdır" dedi. Umutlarını sürdürmek için çocuk kongresini düzenlediklerini anlatan Arslan, "Bu ülkede yapabileceğimiz bütün itirazlara, yanlışlara ve bütün hatalarımıza karşı içimizde bir umut taşıdığımızı, bu umudu çoğaltmak istediğimizi, mümkünse toplumun bütün farklı katmanları arasında bu konuda bir mutabakat sağlamaya çalıştığımızı vurgulamak istiyoruz" diye konuştu. Çok büyük kaynaklarının olmadığını buna karşın dizginlenemez heyecanlarıyla bu ülke için çok büyük hayallerinin bulunduğunu dile getiren Arslan, şu ifadelere yer verdi: "Dünyanın hiç bir yerinde İstiklal Caddesi'ndeki insanların gözlerindeki pırıltıyı göremezsiniz. Umutsuzluğa kapılan her bir arkadaşa beş dakikalığına İstiklal Caddesi'ne gitmelerini öneriyorum. O gözlerdeki pırıltı, bu ülkede bizim 'Umutsuz, olmaz' zannettiğimiz birçok şeyin başarılma kaynağıdır. Yeter ki birbirimize karşı toleranslı olalım ve başarmaya çalışalım."  

 

"TOPLUMUN BÜTÜN RENKLERİNE TALİBİZ"
Toplumun bütün katmanları arasında hiçbir renk ayrımı yapmadıklarını belirten Arslan, şunları söyledi: “Toplumun bütün renklerine talibiz. Burası da çok renkli; belediyelerimizin çocuklara yönelik yaptığı etkinlikler var. Burada her belediye bir taraftan kendi etkinliklerini düzenliyor, neler yaptıklarını diğer belediyelere bildiriyor. Diğer taraftan iyi uygulama alanlarının ortak bir sergi noktası burası. Burada herkes birbirinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyor.”

 

“RANT DEĞİL DEĞER YARATALIM”
MBB Encümen Üyesi ve Lüleburgaz Belediye Başkanı Emin Halebak ise “Çocuklar bizim hem gurur hem umut kaynağımız. Çocuklarımızı onlara dost şehirlerde yetiştirirsek gelecekten korkmak için hiçbir sebep kalmaz. Şehirleri çocukları kenara itmeden planlamalıyız. Şehirleri rant değil, değer yaratma kaygısıyla tasarlamalıyız. Şehir çocuğa değer verirse orada toplumun her bireyine alan açılır” şeklinde konuştu.

Kongrenin koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Yasemin Çakırer Özservet, Türkiye’de nüfusun yüzde 33’ünün çocuk olduğunu, bu 24 milyon çocuğun büyük bir kısmının kentin karmaşasından bunalmış şekilde evlere hapsolduğunu vurguladı. Özservet “Çocuklar kendileriyle ilgili alınan kararlardan en uzun dönemli etkilenecek kişiler olmasına rağmen bu kararların alınmasında en az söz sahibi olan kişiler. Çocukların yaşadığı şehre katılımı, toplumun eşit ve katılımcı aktörleri olmalarıyla mümkündür”  dedi.

Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Korkut Tuna’nın moderatörlüğünde başlayan oturumda Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Aslıhan Öztürk, Namık Kemal Üniversitesi’nden Okşan Tandoğan, Ankara Üniversitesi’nden Esma Eroğlu ve Merve Ertosun ile Erol Erdoğan çocuk ve şehir ilişkisini değerlendirdi.

 

“GÜVENLİKÇİ DEĞİL GÜVEN OLUŞTURUCU POLİTİKALAR”
Tandoğan, yoğun, düzensiz yapılaşma nedeniyle açık alanlar azaldığını, otomobil sahipliğinin artmasının buraları tehlikeli kıldığını belirtirken okul bahçelerinin ders zamanı dışında da çocukların kullanımına açılması gerektiğini vurguladı.

Erol Erdoğan ise yeni bir kentleşme prensibi olarak kentleşmede çocuğa göreliliği ele aldığı sunumunda “Şehirlerde güvenlikten ziyade güven kavramı merkeze alınmalıdır. Güvenliğin çıtasını da çocuğa göre belirlemeliyiz. Şehri tasarlarken tüm sakinlerin en yüksek ortak faydası düşünülmelidir. Çocuğun esas alınması en yüksek faydayı yaratır” ifadelerine yer verdi.

Oyunların terk edilişinin bir mekân krizinden ziyade bir medeniyet krizi olduğunun altını çizen Erdoğan “Çocuk ve şehir ilişkisinde en önemli husus oyundur. Binaların ortak otoparkı var da neden çocukların kullanımına tahsis edilmiş ortak bir oyun ve eğlence alanı yok?” sorusunu yöneltti. Erdoğan “Çocuklara bu zindanı büyükler olarak bizler yaratıyoruz.  Şehirleri güvenlikçi değil güven oluşturucu politikalarla tasarlamalıyız” dedi.

 

ÇOCUKLARA KULAK VERİN
Prof. Dr. Gülden Erkut’un moderatörlüğünde başlayan ikinci oturumda ise Finlandiya Gençlik Araştırma Ağı'dan Tomi Kiilakoski, çocuk haklarını sadece çocuklarla yakından çalışanların değil, siyasetçilerin ve sıradan vatandaşların da bilmesi gerektiğine dikkat çekti.  Çocukların mutlaka sivil toplum örgütlerinde temsil edilmesi ve yer alması gerektiğini ifade eden Kiilakoski “Çocukların etrafı arkadaşlarıyla ve güvenilir yetişkinlerle çevrili olmalı. Çocuk dostu şehirler tasarlarken çocukları, yetkilileri ve bilimsel araştırma verilerini birlikte dikkate almalıyız. Sadece dışa dönük ve cesur değil çekingen ve azınlıkta olan çocukların da şehre katılımı sağlanmalı, öğrenecek alan açılmalı. Çocuğun şehre katılımını sağlarken yeni iletişim formlarından ve dijital medyadan faydalanılmalı” şeklinde konuştu.

Kiilakoski’nin ardından söz alan İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nden Rosie Parnell “Çocukları etkileyen kararlar alınırken onların ne istediği dinlenmeli, fikirleri dikkate alınmalı. Eğer çocuk, fikirlerinin sonuçlarının ve etkilerinin farkında olmazsa onların şehir tasarımına katılımı gerçekçi, anlamlı olmaz” ifadelerini kullandı.

Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden Selda Al Şensoy ise sadece mimar ve mühendislerin değil öğretmen ve öğrencilerin de okulu planlayan gruba dâhil edilmesi gerektiğine, bunun aidiyet hissini artıracağına dikkat çekti. İkinci oturum Bahçeşehir Üniversitesi’nden Esra Akçay Duff’ın  “Kitap Okuyan Çocuklar Projesi” sunumuyla sona erdi.  Akçay, Türkiye'deki çocuk kütüphanelerinin çoğunun çocuklara rahat bir kullanım sunmadığını belirtti.

Günün son oturumu ise Doç. Dr. Hatice Ayataç’ın moderatörlüğünde gerçekleşti. Bu oturumda İzmir Üniversitesi’nden Zeynep Sevinç, şehirlerdeki açık oyun alanlarının tasarımında ebeveynlerin de kriter olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden Kağan Günçe ise çocuk dostu mekânlar olmayınca çocukların şehri keşif konusunda ürkek davrandıklarını ifade etti.

Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden Ümmügülsüm Ter ise çocuğun fiziksel, algısal ve zihinsel gelişiminde oyun alanları gibi kentsel dış mekânların büyük rol oynadığından bahsetti.
İstanbul Bilim Üniversitesi'nden Ferda Şule Kaya, dezavantajlı çocukların şehir algısını mercek altına aldı. Yoksulluk sarmalına sıkışmış çocukların doğru rol modeller ve uzman desteği ile topluma kazandırabileceğinin altını çizdi. Günün kapanış konuşmasını kongre alanında hem bisiklete binen hem sek sek oynayan Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı yaptı. Yağcı, "Mekanlara anlam kazandıran insanlardır. Onları kamil bir şekilde yetiştiremezsek şehirler hep eksik kalır. Şehrin en önemli iki unsuru insan ve mekandır. Bu ikisi arasındaki ilişkiyi yönetmede yerel yönetimler önemli bir rol oynamaktadır.Belediyecilik bugünü imar etmenin yanında geleceği de teminat altına almayı gerektirir" şeklinde konuştu.

 

ÇALIŞTAY SONUÇLARI
Oturumların ardından yapılan belediye çalıştaylarının sonunda şu sonuçlar ortaya çıktı:
- Patates baskı gibi birbirinin aynısı değil, coğrafi ve kültürel özelliklere göre özgün sokakların oluşturulması lazım.
- Güvenli olduğu takdirde çocukların bakkala gönderilmesi hem özgüveni artırır hem de mahalleli ile kaynaşmasını sağlar, aidiyeti artırır.
- Çocukların en temel hakkı çocuk olabilme hakkıdır. Onlara çocuk gibi davranabilme, çocuk gibi özgürce konuşabilme hakkını vermeliyiz.
- Okul bahçelerinin otopark olarak değil oyun alanları olarak kullanılması gerekir. Çocuklara evlerine en yakın noktada eğitim hakkı verilirse okul bahçeleri aynı zamanda oyun alanı da olur.
- Çocuklar hayvan ve doğayı keşfetsin. Ağaçları yalnızca kartonlarda, televizyonda, hobi bahçelerinde değil kentin içinde görsünler. Şehrin içinde meyve ağaçları olsun, çocuklar şehirde ağaç görsün.



İŞTE ÇOCUKLARIN HAYALİNDEKİ ŞEHİR
Belediye çalıştaylarının ardından söz çocukların oldu.  İşte çocukların hayalindeki şehir için büyüklerden talepleri:
- Bizler doğada oynamak istiyoruz. Hayvanları tanımak ve onları korumak istiyoruz, temiz bir deniz bizim en doğal hakkımız.
- Bizim kültür ve sanat etkinliği kavramlarına aşina olmadığımızı sanmayın. Bu etkinlerin olmasını 

HABER DÖKÜMANLARI